"SOFRAYI KURAN KALDIRSIN!"
RAMAZAN TÜLÜ

RAMAZAN TÜLÜ

KUYUYA ATILAN TAŞ

"SOFRAYI KURAN KALDIRSIN!"

01 Temmuz 2024 - 12:25

Çok şükür memleketimizde siyasetçiyiz diye geçinen birçok şahsiyet mevcut.
Biz yıllardır söyler dururuz.
Tarihin tüm sürecinde coğrafya mı? fark etmez dünyanın her bir yanında;
Halka zerre kadar değer vermeyen, geniş halk kitlelerini ezmek, hayatı zindan etmek anlamına gelecek kararlara imza atan umumiyetle sağ siyasetçiler, bu kararlarından doğacak zararlar konusunda da zerre kadar pişmanlık duymaz, tam tersine adeta utanç verici bir düzeyde zevk aldıkları bile söylenebilir.
Bu olgu vicdanen kabul edilemez ancak o şahsiyetlerin vicdani durumu, siyate soyunmaktaki maksatları ve en önemlisi de mensup oldukları ideolojik yön açısından bakıldığında son derece “anlaşılabilir” sınıfsal bir tercihtir.
Çünkü siyaset ve demokrasiden anlaşılan siyasiler açısından zahmetsiz daha çok kazanmak, makam ve statü elde etmek, imtiyazlı tercih ve uygulanmalarda kendileri yararlandığı gibi yakınlarını da nemalandırmaktır.
Cahil ve sefil geniş halk kitleleri de olması gereken siyasi ve demokrasi anlayışı bilmedikleri için ve cahilliği ile yalana dinlenmeye, sefilliği ile de biat kültürüne yatkın olduklarından emek ve emekçinin değeri bilinmemekte ve emek ve emekçi (emeklilerde dahil olmak üzere) hep ezilip horlanıp adeta dışlanmıştır.
Zira, kendilerini iktidara getiren, oraya yerleştiren ve orada kalmaları için “kan dökmek, can almak, zulmetmek de dahil” her türlü yönteme başvurabilen sınıfsal güçleri korumak ve kollamak, onların misyonudur.
Zira bilimse literatürler de devletin yüzlerce tanımı yapılmıştır;
Bunlardan en dikkat çekici ve tarih boyunca uygulamada hep esasa alınan tanımı Duguit yapmıştır. Duguit’e göre devlet: “Daha kuvvetlilerin iradelerini daha zayıflara kabul ettirdikleri muayyen bir ülkede sabit bir insan topluluğu” dur.
 
Aslında bu tanımın daha etkili olanını hukuk tahsili yaparken okumuştum. Onlarca tanımı yapmıştı düşün adamları, Bir tanesi ise “ Devlet;  Zenginin mal varlığını fakir ve yoksullara karşı koruyan güçlü bir organizasyondur” şeklindeki tanım en çarpıcı ve zannımca tarih boyunca doğruluğunu koruyan bir tanımdı.
 
Ülkeyi yöneten sınıfsal iradenin tavır ve somut kararları ile davranışlarına bakıldığında, emekçi halka, alın teri ile çalışan geniş kitlelere ve hem emekli maaşını hem de çalışmak zorunda kaldıkları işlerden aldıkları ücretlere bakılınca bu tanımın doğruluk kat sayını kat be kat artırmaktadır.
2024 yılının Emekliler Yılı ilan edilmesi, Mehmet Şimşek - Yalçın Karatepe görüşmesi, Çalışma ve Maliye Bakanı Vedat Işıkhan’ın “Asgari ücrete zam konusunu, zamanı gelince, yani Aralık ayında ele alacağız” şeklinde kestirip atma keyfiyeti…
Yakın tarihte 1994, 2001 krizlerinde olduğu gibi sömürgeci emperyalist uluslararası finans kurumları dayattığı “acı reçete”yi hep İşçi, köylü emekli kısacası hep emekçi kitle içmektedir. Kamu kuruluşlarındaki israf ve muktedir kesimlerin gelir kalemleri hem sayıca hem de miktar olarak artırılmaktadır.
Böylece, ülkenin tüm kaynaklarını tüketen, kasayı tam takır hale getiren, borcu dağlar gibi büyüten ağır ekonomik buhranı yaratan rejim ve müsebbipleri, bir yandan da bu krizden zarar gören, ama bir yandan da ağır bir vergi yükü altında şiddetle ezilen kitlelere dönüp, “Biz vergileri, üstelik daha büyük oranlarda artırdık. Siz vergi ödemeye devam edin miktarda vermeyi sürdürün. Ama bizlerden kuruş dahi fedakârlık beklemeyin” demektedirler açıkçası.
Ülkede en büyük sorunlarda biri olan Vergi Adaleti ve Vergi Hukukunda yapılacak insaflı düzenlenmeler hiç yapılmadığı gibi yapılan düzenlemeler ile yönetilen emekçi kitlenin üzerindeki yük hep artırıldığı gibi rejimden nemalanan kesimin ise adil vergi ödemesi şöyle dursun toplanan vergilerden kendilerine akıtılan imkânlar artmaktadır. Daha açık bir ifade ile Devlet erkini elinde bulunduran güç gözünü diktiği yoksul kesimin cebindeki parayı marifetli bir el yordamı ile alıp zengin kesimin cebine koymaktadır”.
Bu gün 1 Temmuz, hala çalışan ve emeklilere ne verilecek, Asgari ücretin artırılmayacağı konuşuluyor!
Anadolu da çok kullanılan biraz da espritüel bir söz vardır. “Sofrayı Kuran Kaldırsın!” diye…
Yani çalışıp üretip bin bir zahmetle sofrayı hazırlayıp konukları ya da her kim ise açları doyunana karnı doymuş hazır yiyicinin dalga geçercesine “Sofrayı Kuran Kaldırsın!” demesi gibi alaycı bir yaklaşımı kitleler olarak fiilen yaşadığımızın farkında mısınız?
 
“SOFRAYI KURAN KALDIRSIN!”
 
Çok şükür memleketimizde siyasetçiyiz diye geçinen birçok şahsiyet mevcut.
Biz yıllardır söyler dururuz.
Tarihin tüm sürecinde coğrafya mı? fark etmez dünyanın her bir yanında;
Halka zerre kadar değer vermeyen, geniş halk kitlelerini ezmek, hayatı zindan etmek anlamına gelecek kararlara imza atan umumiyetle sağ siyasetçiler, bu kararlarından doğacak zararlar konusunda da zerre kadar pişmanlık duymaz, tam tersine adeta utanç verici bir düzeyde zevk aldıkları bile söylenebilir.
Bu olgu vicdanen kabul edilemez ancak o şahsiyetlerin vicdani durumu, siyate soyunmaktaki maksatları ve en önemlisi de mensup oldukları ideolojik yön açısından bakıldığında son derece “anlaşılabilir” sınıfsal bir tercihtir.
Çünkü siyaset ve demokrasiden anlaşılan siyasiler açısından zahmetsiz daha çok kazanmak, makam ve statü elde etmek, imtiyazlı tercih ve uygulanmalarda kendileri yararlandığı gibi yakınlarını da nemalandırmaktır.
Cahil ve sefil geniş halk kitleleri de olması gereken siyasi ve demokrasi anlayışı bilmedikleri için ve cahilliği ile yalana dinlenmeye, sefilliği ile de biat kültürüne yatkın olduklarından emek ve emekçinin değeri bilinmemekte ve emek ve emekçi (emeklilerde dahil olmak üzere) hep ezilip horlanıp adeta dışlanmıştır.
Zira, kendilerini iktidara getiren, oraya yerleştiren ve orada kalmaları için “kan dökmek, can almak, zulmetmek de dahil” her türlü yönteme başvurabilen sınıfsal güçleri korumak ve kollamak, onların misyonudur.
Zira bilimse literatürler de devletin yüzlerce tanımı yapılmıştır;
Bunlardan en dikkat çekici ve tarih boyunca uygulamada hep esasa alınan tanımı Duguit yapmıştır. Duguit’e göre devlet: “Daha kuvvetlilerin iradelerini daha zayıflara kabul ettirdikleri muayyen bir ülkede sabit bir insan topluluğu” dur.
 
Aslında bu tanımın daha etkili olanını hukuk tahsili yaparken okumuştum. Onlarca tanımı yapmıştı düşün adamları, Bir tanesi ise “ Devlet;  Zenginin mal varlığını fakir ve yoksullara karşı koruyan güçlü bir organizasyondur” şeklindeki tanım en çarpıcı ve zannımca tarih boyunca doğruluğunu koruyan bir tanımdı.
 
Ülkeyi yöneten sınıfsal iradenin tavır ve somut kararları ile davranışlarına bakıldığında, emekçi halka, alın teri ile çalışan geniş kitlelere ve hem emekli maaşını hem de çalışmak zorunda kaldıkları işlerden aldıkları ücretlere bakılınca bu tanımın doğruluk kat sayını kat be kat artırmaktadır.
2024 yılının Emekliler Yılı ilan edilmesi, Mehmet Şimşek - Yalçın Karatepe görüşmesi, Çalışma ve Maliye Bakanı Vedat Işıkhan’ın “Asgari ücrete zam konusunu, zamanı gelince, yani Aralık ayında ele alacağız” şeklinde kestirip atma keyfiyeti…
Yakın tarihte 1994, 2001 krizlerinde olduğu gibi sömürgeci emperyalist uluslararası finans kurumları dayattığı “acı reçete”yi hep İşçi, köylü emekli kısacası hep emekçi kitle içmektedir. Kamu kuruluşlarındaki israf ve muktedir kesimlerin gelir kalemleri hem sayıca hem de miktar olarak artırılmaktadır.
Böylece, ülkenin tüm kaynaklarını tüketen, kasayı tam takır hale getiren, borcu dağlar gibi büyüten ağır ekonomik buhranı yaratan rejim ve müsebbipleri, bir yandan da bu krizden zarar gören, ama bir yandan da ağır bir vergi yükü altında şiddetle ezilen kitlelere dönüp, “Biz vergileri, üstelik daha büyük oranlarda artırdık. Siz vergi ödemeye devam edin miktarda vermeyi sürdürün. Ama bizlerden kuruş dahi fedakârlık beklemeyin” demektedirler açıkçası.
Ülkede en büyük sorunlarda biri olan Vergi Adaleti ve Vergi Hukukunda yapılacak insaflı düzenlenmeler hiç yapılmadığı gibi yapılan düzenlemeler ile yönetilen emekçi kitlenin üzerindeki yük hep artırıldığı gibi rejimden nemalanan kesimin ise adil vergi ödemesi şöyle dursun toplanan vergilerden kendilerine akıtılan imkânlar artmaktadır. Daha açık bir ifade ile Devlet erkini elinde bulunduran güç gözünü diktiği yoksul kesimin cebindeki parayı marifetli bir el yordamı ile alıp zengin kesimin cebine koymaktadır”.
Bu gün 1 Temmuz, hala çalışan ve emeklilere ne verilecek, Asgari ücretin artırılmayacağı konuşuluyor!
Anadolu da çok kullanılan biraz da espritüel bir söz vardır. “Sofrayı Kuran Kaldırsın!” diye…
Yani çalışıp üretip bin bir zahmetle sofrayı hazırlayıp konukları ya da her kim ise açları doyunana karnı doymuş hazır yiyicinin dalga geçercesine “Sofrayı Kuran Kaldırsın!” demesi gibi alaycı bir yaklaşımı kitleler olarak fiilen yaşadığımızın farkında mısınız?