RAMAZAN TÜLÜ

RAMAZAN TÜLÜ

KUYUYA ATILAN TAŞ

1 MAYIS

04 Mayıs 2019 - 21:41

1 MAYIS

Üç gün önce bir bayram kutlandı ülkemizde…

 Adı "Emek ve Dayanışma Günü" idi…

1856 yılında Avustralya'nın Melbourne kentinde taş ve inşaat işçileri çalışma saatlerinin azaltılması için başlattığı protestolara kadar kökü uzanır…

Protestoların devamı ile ABD'nin Chicago kentinde işçilerin 1 Mayıs 1886'dan itibaren iş gününün 8 saat olması için başlattığı mücadelenin, 1889'da Milletlerarası İşçi Kardeşliği Teşkilatı’nın Paris Kongresi'nde "işçilerin ortak bayramı" olarak kabul edilmesi şeklinde elde edilen emekten yana bir kazanımdır. 
Amerikalı işçilerin, 8 saatlik iş gününü kabul ettirmek için mücadelesi 1884'te başladı. Chicago'da, Trade-Unions (İşçi Birliği) Kongresi de 1 Mayıs 1886'dan itibaren normal iş gününün 8 saat olarak belirlenmesini kararlaştırdı.
 1 MAYIS 1886'da ABD'nin büyük kentlerinde beş binden fazla grev ilan edildi.
Polisle grevciler arasında çıkan çatışmalarda bir işçi öldü, çok sayıda işçi yaralandı. 3 gün süren gösteriler sonrasında sendikacılardan dördü idam, dördü ağır hapis cezasına çarptırıldı.

Milletlerarası İşçi Kardeşliği Teşkilatı’nın 1889 Paris Kongresi'nde işçilerin dayanışmaları amacıyla yılda bir günün ortak bayram ilan edilmesi benimsendi. Amerikalı sendikacıların önerisi üzerine o gün ''1 Mayıs'' olarak belirlendi.
Dünyada 1890’lı yıllara uzanan İşçi Bayramı, tarihi verilere göre, Osmanlı Devleti’nde ilk kez 1911'de kutlanmıştır. Selanik’teki tütün, pamuk ve liman işçileri Türk tarihinde ilk kutlayanlardır.

1.Dünya Savaşı ve Kurtuluş Savaşları’nın ardından 1 Mayıs uzun bir aradan sonra ilk kez 1921'de kutlandı. Türkiye Sosyalist Fırkasının (TSF) çağrısı üzerine İstanbul işçileri mayısın birinci pazar günü tatil yaptı. Ankara'da da Sovyetler Birliği ile dostluk ilişkileri çerçevesinde, 1 Mayıs 1922'de işçi bayramı kutlandı. 

1 Mayıs 1923’te de ilk kez “resmi” olarak işçi bayramı kutlamaları yapıldı. 
Cumhuriyet'in ilanından sonra 27 Mayıs 1935 tarihli "Ulusal Bayram ve Genel Tatiller Hakkındaki Kanun" ile 1 Mayıs "Bahar Bayramı" olarak kabul edildi. 
Türkiye’de ilk açık 1 Mayıs kutlaması, 1975 yılında İstanbul Tepebaşı'nda bir gazinoda yapıldı. 1976 yılında ise Taksim Meydanı’nda Devrimci İşçi Sendikaları Konfederasyonu (DİSK), geniş kapsamlı bir kutlama yapmıştır. 

Bir sonraki yıl ki tarihe “Kanlı 1 Mayıs” olarak geçen 1977’deki kutlamalar, daha sonraki yıllar için Taksim Meydanı’na özel bir anlam yükledi. Yaklaşık 500 bin kişinin katılımıyla o zamana kadarki en geniş katılımlı 1 Mayıs toplantısı düzenlendi. 

Taksimdeki Intercontinental oteli ve Sular İdaresi binasından işçilerin üzerine ateş açıldı. Çıkan arbede sonrası Kazancı Yokuşu’na doğru kaçmaya çalışanların birçoğu ezilerek hayatını kaybetmiştir. Daha sonraki yıllarda bu ölümlü kutlamalar için Taksim Meydanı 1 Mayıs’ın simgesi haline geldi. 

1980 yılında sıkıyönetim nedeniyle kutlamalar yapılamazken, 12 Eylül 1980 darbesinin ardından 1981 yılında Milli Güvenlik Konseyi 1 Mayıs İşçi Bayramı’nı resmi tatiller arasından çıkarıldı.

12 Eylül Yönetimi resmi tatil olmaktan çıkardığı 1 Mayıs, 2009 yılında tekrar resmi tatil olarak ilan edildi. 2010 yılında uzun bir aradan sonra en geniş kapsamlı kutlamalar gerçekleştirildi. 

Dünya Devletlerinde yerleşmiş ve kanıksanmış “Emek ve İşçi Bayramı” olarak kabul edilmiş olan 1 MAYIS Ülkemizde ise bir türlü amacına uygun bir şekilde kutlanmadı/kutlanamadı ve hala da kutlanılmamaktadır.

3 gün önce meydanlara baktığımız zaman;

İşçiler yoktu,

İşsizler hiç yoktu ki iş bulma umudunu muhafaza ettikleri için göze batmamaları gerekiyordu…

Sosyokültürel ve sosyoekonomik nedenlerle okuyamayan çalışan/ çalıştırılan çocukların tatil ve bayram gününden haberleri bile yoktu!

Ülkede emeklerinin karşılığını hiçbir zaman alamayan gerçek müstahsil olan köylü ve çiftçiler zaten yoktu…

Kimler mi vardı;

Bazı siyasal partilerin yönetim kurullarından birkaç zat vardı.

Hiçbir zaman sendikal faaliyetlerinde yeterli yarar sağlayamayan sözde (isim kullanıyorlar ya) sendikaların temsilcileri vardı…

Bol miktarda da işçi/memur emeklisi vardı,

Çünkü onların fazla bir tedirginliği ve korkusu yoktu işe alınmak ya da işten atılmak gibi. 

Olsun; İnsan onur ve hasiyetinin yeteri kadar değer taşımadığı bir sistemde ve ısrarla/inatla geri bırakılmak istenen bir ülkede emeğin ne önemi olabilir ki…

Bu kadar olduğuna da sevinmeliyiz ama yetinmemeliyiz !!!